İhlasa Dair
16 Nisan 2017
UZUN BİR AYRILIKTAN SONRA /iktibas
15 Kasım 2017

1.

  • İstikamet; doğru yolda adam gibi yürümek olarak tanımlanabilir. Yüzlerce yol vardır ama bu yolların hiçbiri Allah-ü Teala’ ya gitmezler. Bir tanesi O’ na gider; o da Rasulullah sav’ in yürüdüğü yoldur.
  • Yolun doğru olması yetmez; yönün de doğru olması gerekir. Doğru yolda ama ters yönde giden ve bu yüzden kaybedenlerden olan çok kişi vardır.
  • Doğru yolda adam gibi yürümek de önemlidir. Doğru yolda ve yönde ama yamuk yumuk yürümek de kabul edilmez[2].
  • Kabe etrafında tavaf etmek ve Safa-Merve arasında sa’y etmek, istikamet üzere yürümenin mücessem örnekleridir.

 

2.

  • İstikamet, bir farz-ı daimidir[3].
  • Diğer bütün farzlar, zaman, mekan, mal gibi bir takım koşullara bağlıdır. Mesela namaz, vakti girince; zekat belli mal varlığına sahip olunca farz olur. Namaz vaktinde kılınır ve biter; zekat verilir ve tamam olur.
  • Ancak istikamet her zaman ve mekanda, fakir yahut zengin, alim veya cahil, amir ya da memur, erkek veya kadın her Müslümanın her an yaşaması ve taşıması gereken bir haldir.

 

3.

  • İstikamet, cahiliyye ile yolları ayırma bilinç ve kararıyla başlar.
  • Bu yola giren bir Müslüman, bir taraftan her bir hasletini takva mayasıyla yeniden yoğurup kendini takva abidesi olarak yeniden inşa etmeye çalışırken; diğer yandan büsbütün bir insanlığı cahiliye kirinden kurtarıp bir annenin ak sütü saflığına getirmeyi kendine vazife sayan; Nuh as ın sabrının, İbrahim as ın hilminin, Musa as ın heyecanının, İsa as ın nefesinin ve nihayet Muhammed as ın alemleri kuşatan merhametinin mirasçısı olduğunun farkındadır.
  • Fert ve cemaatlerin istikamet üzere olmak gibi bir zaruretleri vardır. işbu nedenle her daim istikametlerini hem yol, hem yön hem de yürüyüş yönünden kontrol etmeleri gerekir.

4.

  • Cahiliyye, her türlü parça ve bütünüyle asla uzlaşılmadan red edilmesi gereken; hatta red etmenin de yetmeyeceği, ciddi bir karşı duruş (=mücadele) sergilenmesi gereken bir dünyadır[4].
  • Cahiliyye, istikameti kaybetmemiz için 3 ana saldırı hattı üzerinden saldırmaktadır: Merkezde bizzat İblis komutasında şeytanlar, sağ cenahta dünya ve dünyevi kıymetler, sol cenahta batıl ve batıl değerler.
  • Bu üç cepheden yapılan saldırılar, ne yazık ki başarıya ulaşmış; Müslümanlar bu üç cephede de çok ciddi zayiat vermişlerdir. Çok sayıda Müslüman, bu cephelerden gelen saldırılara karşı yenik düşerek istikametini kaybetmiş; sapılmaması gereken yollara sapmış ve kaybetmiştir.

 

5.

  • Cahiliyye orduları başkomutanı İblis, bizzat merkezde, savaşın ana stratejisti olarak; Adem’ e secde edilme emri ile başlayan düşmanlığını büyük bir hassasiyet ve kararlılıkta sürdürmektedir.
  • Bizzat kendi ifadesiyle: “Öyle ise beni azdırmana karşılık, and içerim ki, ben de onları saptırmak için senin doğru yolunun üstüne oturacağım[5]” diyerek ilan ettiği savaş stratejisini titizlikle uygulamaya devam etmektedir.
  • Adem as’ ın Cennetten kovulmasına neden olan ilk başarısından sonra Şeytan, savaşı dünyaya taşımış ve insanları istikametten ayırmak üzere sayısız taktikler geliştirmiştir.
  • Şeytan, savaş meydanında geçen uzun, çok uzun yıllar içinde sayısız farklı insan ve insan topluluğu ile uğraşmış; her bir insan teki ve topluluğu ile ayrı ayrı ilgilenmesi gerektiği bilinci ile hareket etmeye devam etmiştir. Her insanı istikametten ayırıp kendi yollarından birine çekmek için hesap yapmış; hiçbir insanı hedef kitlesi dışında bırakmamıştır.
  • Sırat-ı müştekimin tek; cahiliyye yollarının ise çok olması, Şeytanın çağrılarına kanmayı kolaylaştırmaktadır. Her bir insan kendisine açılan farklı bir yolda Şeytana kanabilmektedir[6].
  • Bizzat İblis komutasındaki cahiliyye merkez kuvvetlerine karşı Müslümanların en büyük hataları, savaş halini terk etmeleri ve savaş zırhını (takva elbisesi) çıkarıp silahlarını (zikr) bırakmaları olmuştur.
  • Halbuki Rabbimiz Allah cc, bizi “Şeytan, sizin apaçık düşmanınızdır; öyleyse siz de ona düşman olarak muamele edin. O, kendisine tabi olanları, ancak, yakıcı ateşe mahkum olanlar arasında yer alacakları bir akibete çağırır.[7]” diyerek uyarmış ve Şeytana iki düşmanın savaş meydanındaki hali üzere olmamızı hatırlatmıştır.
  • Her birimiz kendimize bir bakabiliriz: üzerimizde bir savaşçının uyanık ve heyecanlı hali var mıdır? Her an bir saldırı bekleyen bir gözcünün dikkat ve uyanıklığı ile mi yaşıyoruz? Yoksa barış zamanının rehaveti üzere miyiz?
  • Savaşı ve savaş halini bırakınca yenilmek de kaçınılmaz olmuştur. Bu savaşın yenilgisi, cahiliyye yollarından birine uymak ve istikameti kaybetmek olarak sonuçlanmaktadır.

 

6.

  • Dünyevileşme, Müslümanların istikameti kaybetmeleri için üstlerine saldıran düşmanın sağ kanat askeri görevini ifa etmektedir.
  • Görünüşte gayet masum ve makbul görünen dünya hayatı ve onun değerleri, zaman içinde belli etmeden Müslümanı kuşatmakta ve onu sıratı müstakimden uzaklaştırmaktadır. Nereye kadarının nimet, nerden sonrasının dünyevileşme olduğu hususu, kalın bir kırmızı çizgi olarak her Müslümanın aklını ve gönlünü doldurmalı; hayatını şekillendirmelidir.
  • Çünkü dünyevileşme, ömür günleri içinde beş cihetten insanı sarmakta ve farkettirmeden değiştirmektedir. “bir lokma, bir hırka” ile başlayan dünya yolculuğu, çoğu Müslüman için dünya nimetlerinden istifade çizgisini aşmakta ve dünya nimetleri peşinde koşarken heba edilmiş bir ömür olarak amel defterine kaydedilmektedir.
  • Ne yazıktır ki sıratı müstakimin çok uzağına düştüğü halde bu Müslümanlar kendilerini hala “doğru işler yapan” ve “hidayet üzere olan” kimseler olarak görmektedirler.[8]
  • Renkli neon ışıklarına karşı Sezai Karakoç’un batıya giden 7. oğul gibi[9] gerekirse kendini toprağa gömecek ve onların değerlerine teslim olmayacak yiğitler gerekmektedir. Hz. İbrahim’in (a.s.) sözü olan “Ben batıp gidenleri sevmem, onlara gönül vermem.”[10] diyecek; dünyanın batıp giden güzelliklerine teşne olmayacak civanmertler ancak istikametten ayrılmadan yola devam edebilirler.
  • Müslüman, dünyanın Allahü Telayı gösteren yüzünü sevecek; ahirete tarla olan yüzüne ilgi gösterecek; kendisinden ibaret sahte ve geçici güzelliklerine ise itibar etmeyecektir.
  • Dünya, dünya hayatı, hayatü’d-dünya, dünyevileşme konusu başlı başına ele alınıp üzerinde büyük bir hassasiyetle durulması gereken bir savaş cephesidir.

 

7.

  • Batıl değerler, bir “teberri” anlayış ve hassasiyeti ile red edilmeleri gereken şeyler olmalı iken[11], ne yazık ki Müslümanlar nezdinde bırakın karşı durmayı, iltifat görür hale gelmiştir.
  • Rasulullah sav Efendimiz, bir gün tırnaklarını keserken bir Yahudi çocuk gelmiş ve “aaa, benim babam da tırnaklarını böyle kesiyor” deyivermişti. Efendimiz sav, hemen tırnaklarını kesme şeklini değiştirdiler ve farklı bir şekilde kestiler.
  • Tırnak kesmek gibi çok basit, sıradan ve önemsiz görünen bir konuda dahi batıla benzememek konusunda gösterilen hassasiyet…
  • Ümmeti Muhammed, batılı red konusunda uyanık olsunlar ve asla zihinlerinden çıkarmasınlar diye her namazın her rekatında uyarılırlar: “bizi sıratı müstakime ilet; gazab ettiklerinin ve yoldan sapışların yoluna değil”[12]
  • Sadece sıratı müstakime ilet demek yetecekken, teyiden batılın reddi ifade edilmekte; olası bir eğilimin dahi önü alınmak istenmektedir.
  • Bu konuda ayeti kerime ne kadar da net uyarır: “Böyle olacaktır, çünkü onlar Allah’ın kınadığı şeylere uydular ve O’nun hoşnutluk(la karşılayacağı her şey)den nefret ettiler; böylece Allah, onların bütün (güzel) fiillerini değersiz kılmıştır.”[13]
  • Batıl değerleri değerli kabul eden bir hayat, kaybedilmiş bir hayat olacaktır.
  • Ahlaken, ilmen, fikren, filen, siyaseten, sosyal, ekonomik, kültürel vb.. her alanda batılı red ve hakkı kabul etmek gerekirken; batıl değerler makbul tutulmamakta ve Müslümanlar batıla değer vermektedir.
  • “zaman sana uymazsa sen zamana uy” anlayışı, tam bir kişiliksizliği ve büyük bir iflası ifade etmektedir. Hayata uymak değil, hayatını hakka uydurmak gibi kutlu bir amacı bulunan müslümanların bu tür aldatmacalara karşı uyanık olmak ve kararlı davranmak zorunda oldukları açıktır.

 

Dipnot:

[1] 21 aralık 2014 tarihinde düzenlenen Muhasebe Gecesi programında yapılan sohbetten derlenmiştir.

[2] Bkz: Maun suresinde kınanan namaz kılanlar.

[3] Mahmut Sami Ramazanoğlu

[4] Cahiliyye konusunda merhum Şehid Seyyid Kutub’ un Yoldaki İşaretler adlı eseri bir başvuru kaynağı olarak hayati öneme sahiptir.

[5] 7/A’raf/16

[6] “Şüphesiz bu, benim dosdoğru yolumdur. Buna uyun. (Başka) yollara uymayın. Zira o yollar sizi Allah’ın yolundan ayırır. İşte sakınmanız için Allah size bunları emretti.” 6/Enam/153

[7] 35/Fatır/6

[8]  “(Ey Muhammed!) De ki: “Amelce en çok ziyana uğrayan; iyi iş yaptıklarını sandıkları hâlde, dünya hayatındaki çabaları kaybolup giden kimseleri size haber verelim mi?””18/Kehf/103-104. Ayrıca bkz. 7/A’raf/30; 43/Zuhruf/37

[9] Bkz: http://www.antoloji.com/masal-7-siiri/

[10] 6/En’am/76

[11] “Gerçekten İbrahim’de ve ona uyanlarda sizin için güzel bir örnek vardı: Onlar kendi (putperest) toplumlarına şöyle seslenmişlerdi: “Kesinlikle biz sizden de Allah’tan başka bütün o taptıklarınızdan da uzağız; sizin inandığınız her şeyi inkar ediyoruz; sizinle bizim aramızda, Tek Allah’a inanacağınız zamana kadar sürecek bir düşmanlık ve nefret vardır!” Tek istisna, İbrahim’in, babasına: “Senin için (Allah’tan) bağışlama dileyeceğim ama senin adına Allah’tan herhangi bir şey elde etmek benim elimde değil” demesiydi. (Ve İbrahim ile ona uyanlar,) “Ey Rabbimiz!” diye yalvardılar, “Sana güveniyor ve Sana yöneliyoruz çünkü bütün yolların varışı Sanadır.” (60/Mümtehine/4)

[12] 1/Fatiha/6-7

[13] 47/Muhammed/28

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir