TOPLUM PSİKOLOJİSİ
12 Eylül 2013
Merhaba dünya!
10 Ocak 2018

“Kendimizi Bilmek Üzerine” yazı dizimizin temel fikri, âdemoğlunun ruhsal olarak tamamlanmış bir varlık olmadığıdır. Allah, insanı hem iyiliğe hem de kötülüğe yönelebilecek bir yapıda yaratmıştır. Ondan seçmesini istemiştir.

“Şüphesiz biz ona doğru yolu gösterdik. İster inanır, ister inkâr eder.” (İnsan, 3. ayet)

Fakat insanın seçimleri, yapageldiklerinden ve çevresel şartlardan bağımsız değildir. İnsan, davranış ve düşünce olarak biriktirdiklerinin esiridir. Zira sürekli günah işlemiş ve günah işlenen ortamlarda bulunmuş kişiler için günah yolları kolaylaştığı gibi sakınarak yaşayan insanlar için de iyilikler kolaylaşmaya başlar. Yani hayat bu yönüyle kümülatif etkenler biçiminde ilerler.

“Asla, hayır; onların kazandıkları, kalpleri üzerinde pas tutmuştur.” (Mutaffifin Suresi, 14. ayet)

“Mümin bir günah işlediği zaman kalbinin üzerinde siyah bir nokta oluşur. Eğer tövbe eder, günahı kalbinden çıkarır ve bağışlanma dilerse, kalbi tekrar eski parlaklığına kavuşur. Eğer günah işlemeye devam ederse kalp üzerindeki siyah noktalar da artar, nihayet kalbi tamamen kaplar.” (Tirmizî, Sünen)

Akıl baliğ insan kendi haline bırakıldığında iyi ve doğru olanı içsel olarak hissedebilir. Fakat insanın aklına müdahale eden birçok etmen vardır. Daha önceki yazılarda bu etmenlerden bahsettik. Bu etmenlerin etkisindeki aklın gerçeği görebilme yetisi, yüzme bilmeyen ve ağzını suyun üstünde tutmaya çabalarken bir yandan da düşünmeye çalışan bir adamın hali kadar şaşmaya müsaittir. Zira o akıl, vicdan ve imandan daha fazla duyguların ve nefsin arzularının altında kalmıştır. İnsanın kalp krallığındaki tahta nefis oturmuş ve kalbin derinliklerine köklerini salmışsa, o kişinin saf iyiliğe ve doğruluğa bağlı kalması imkansız hale gelir. Nefis ancak iyilik ve doğruluk ile çıkarları birleştiğinde bunlara yönelir. İnsanın kendi üzerinde çalışabilmesinin ilk şartı, sakince içini gözlemlemesi ve aslında kontrolün kendinde değil nefsinin elinde olduğunu fark etmesidir. Kendini iyi gözlemleyen insan görür ki, maskelerin altında maskeler vardır ve saflaşma devam ettikçe maskeler açılır. İnsan kendi özüne gittikçe daha da yakınlaşır. Kendini arayan insan, aramaya içeriden başlamalıdır.

Evet, insan adeta otomatik pilotta ilerleyen gelişmiş bir uçak gibidir. Maalesef uçağın kokpitinde iman değil, yaşamımızın çok büyük bir diliminde nefsimiz vardır. Pilot uçağın her şeyine hakim değildir. O sadece sürer. Ama onun dışında uçağın kendi bünyesinde bir donanımı, mekaniği, yazılımları vs. vardır. Tıpkı bizim de içgüdü merkezimiz, hareket merkezimiz, duygu ve düşünce merkezlerimiz olduğu gibi… Ama insanı özel kılan şey, otomatik pilotta yaşadığını anlayabilecek ve bunu durdurabilecek yapıda yaratılmış olmasıdır.

İnsanın kendini araması ve Rabbine doğru yürümesi, onun dünyaya geliş amacıdır, dersek yanlış söylemiş olmayız. İnsanların çoğu ölümden korkar. Korkulması gereken ölüm değil, hiç yaşamadan bu dünyadan gitmektir. Kendini bulma yoluna girmeyen insan bu dünyanın kabuğunda yaşar. Kulluğu ihsan ile yaşamanın lezzetini almadan gider.

İslam dini, insanları kendisine tabi olmaya çağırırken onların akıllarına ve vicdanlarına seslenir. Müminlerin akıllarını ve gönüllerini beslemek için onlara deliller, hikmetler ve hakikatler sunar. Vicdanı ve aklı kendi elinde olmayan insanların, insanı muhatap alan ayetlere hakkını vererek yaklaşması mümkün müdür? Aklını başkalarına teslim etmiş, vicdanını susturmuş, tarafgirlik ve düşünmeme girdabında boğulmuş insanlar, Müslüman bile olsalar, en hafif tabirle çok eksik bir yerdedirler.

İnsana bilgi yüklemek zor değildir. Ama anlayışlar akıl ve vicdanla yüklenir. Bilmek, anlamak değildir. Anlayış bir özdür. Bir şeyi anlamak demek, onun daha büyük bir bütünle bağlantısını görmek demektir. O yüzden anlayışlardan fikirler, ilkeler detaylar ürer. İnsanın bir şey hakkında anlayış (şartlanma ile karıştırılmasın) geliştirmesi için önce o şeye aklı ve vicdanı ile bakması gerekir. Allah bizden bunu yapmamızı Kur’an’da sık sık istemektedir.

Özellikle günümüz insanı için bir şahsiyet olmak (yani kendi akıl ve vicdanıyla seçimler yapabilen bir varlık olmak) daha zor hale gelmiştir. Yaşamımız birileri tarafından sürekli işgal altına alınıp sakinleşmemize, akletmemize, kendimize gelmemize izin verilmemektedir. Adeta zihnimizin her köşesi tecavüze uğramış haldedir. Bunu karanlık bir odada 10 dk. yalnız başınıza kalmayı deneyerek test edebilirsiniz. Aklınıza gelen alakalı alakasız düşünceleri durduramadığınızı, bir fikre odaklanamadığınızı gözlemleyeceksiniz. Belki çoğu insana 5. dk’dan sonra afakanlar basmaya başlayacak ve odadan çıkacaksınız.

Şimdi şunu bilmelisiniz ki; kendinize gelip sakinleşmeden ve şimdi ve burada olmadan aklınızı ve vicdanınızı kullanamayacaksınız. Çünkü şimdi ve burada olmadığınız her an aslında otomatik pilottasınız. Bu yüzden acilen bu konuya eğilmek zorundasınız. Bunu nasıl yapacağımızla ilgili bir pasajı, önceki yazıda belirtmiştik (kendini gözlemleme nasıl olur). Burada özellikle vurgulamak istediğimiz husus, kendimizi olduğumuz gibi görmeye çalışmaktır; yoksa olmamız gereken adamı bulmaya çalışmak değildir. Dolayısıyla önce durumumuzu etüt etmeliyiz. Kendi haritamızı, tam da olduğumuz gibi, sabırla, günlerce ve hatta senelerce gözlemleyerek çıkarmalıyız. Düştüğümüz kuyulara birer işaret dikmeliyiz. Haritada o bölgeleri kırmızı içine almalıyız ki buralara karşı bir harekât başlatabilelim. Yapılacak en büyük hatalardan birisi kendi kendimizi sürekli yargılayıp kızarak, kendimize lanet ederek gözlemleme işlemine sürekli hasar vermektir. Bunu yapmamalıyız. Ancak bu durum, günahlardan pişmanlık duymayacağız demek değildir…

Anda olma ve dış dünyayı içe dönük bir bakışla izleme çabası zor bir iştir. Bu konuda sürekli bir hassasiyeti gerektirir. Genelde bu işi tek başına yapan kimselerin bu çalışmaları sık sık kesintiye uğramaktadır. O yüzden bu tür çalışmaları birlikte yapmak en doğrusudur. İnsan uykuya daldığı zaman bazen günler hatta haftalar sonra uyanır (uyku ile kastedilen mana için bkz. “Kendimizi Bilmek Üzerine-1” adlı yazımız). Aynı hassasiyete sahip kardeşlerle birlikte olmak bize bu konuda çok yardımcı olacaktır. Birbirine malayani ve boş sözlerde değil de Allah’a yaklaşma hususunda yardımcı olan kardeşler…

Andalığın en büyük destekçisi şüphesiz Kur’an okuyup üzerinde düşünmektir. Zira o, insanda andalığın iki temel merkezine sürekli besleme yapar; akıl (zekâyı kastetmiyorum) ve vicdana. Günlük virdler ve özellikle de halvet (itikaf, vb.) aklı ve vicdanı besleyen pınarlardır. Andalığımıza en çok zarar veren durumlar ise;

Sürekli olumsuz, şikâyet bildiren cümleler kurmak,

Gereksiz konuşmak, lafı uzatmak ve malayani,

Kendimizi anlatmaya ve ön plana çıkarmaya çalışmak,

Kişilerin ve olayların iç dengemize müdahale etmesine izin verecek kadar çok kaale almak (oysa burası sadece Allah ve Resulu’ne ait bir alan olabilir),

Enerjimizi gereksiz adrenalin, öfke patlamaları, tartışma gibi olaylarla boş yere harcayarak andalık için gereken enerjiyi israf etmek,

Her şahsa özel, onun fıtratında bulunan tuzaklar (kimisi için kibir, kimisi için dikkat ve ilgi isteği, kimisi için beğenilme arzusu, vs.) ki bunları gözlemle saptayabiliriz.

Bilinmelidir ki anda olma ve kendini içe dönük bakışla gözlemleyerek gerçek adımlar atma, bu yolla Rabbine samimi olarak yürüme çabası, bu dört bölümde anlatılanlardan ibaret değildir. Yola düşen samimi kullar için Allah yollarını ardına kadar açmıştır. Bu konuda bildiğimiz kadarını anlatmaya gayret ettik. Rabbim varsa hatalarımızı bağışlasın ve çabamızı salihlerin amellerine katıp kabul eylesin inşallah. Rabbim yolundan ayırmasın. Kuranı yolumuz, Efendimizi önderimiz, Cenneti de istikametimiz eylesin. (Âmin)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir